Brüksel / Washington – Avrupa Birliği (AB) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında son yıllarda inişli çıkışlı seyreden ticaret ilişkileri, ABD Yüksek Mahkemesi’nin Trump döneminde yürürlüğe konulan geniş kapsamlı gümrük vergilerine ilişkin kararı sonrası yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Karar, transatlantik ticaret hattında hukuki ve siyasi tartışmaları beraberinde getirirken, taraflar arasındaki mevcut uzlaşının geleceğine dair soru işaretlerini de artırdı.

ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan’ın “uluslararası acil durum” gerekçesine dayandırarak uygulamaya koyduğu küresel tarifelerin yasal dayanağını aşan bir yetki kullanımına işaret ettiğine hükmetti. Kararın ardından Washington yönetimi, bazı ürün gruplarında geçici olarak uygulanan tarifeleri önce yüzde 10, ardından yüzde 15 seviyesine yükseltti. Bu adım, teknik olarak yeni bir düzenleme olarak sunulsa da, Brüksel’de mevcut mutabakatın sınırlarının zorlandığı şeklinde yorumlandı.

Brüksel’den Net Mesaj: “Taahhütlere Bağlıyız”

Avrupa Komisyonu yetkilileri, AB’nin varılan ticaret çerçevesine bağlı kalacağını açık biçimde vurguladı. Komisyon kaynakları, “Bir anlaşma, anlaşmadır” ifadesiyle, karşılıklı taahhütlerin tek taraflı yorumlarla genişletilemeyeceğine dikkat çekti.

Brüksel’in temel kaygısı, tarifelerdeki ani ve öngörülemez değişimlerin yalnızca iki taraf arasındaki ticareti değil, küresel değer zincirlerini de etkilemesi. Özellikle otomotiv ve makine imalatı gibi entegre üretim ağlarına dayalı sektörlerde, belirsizliğin maliyetleri hızla artabiliyor. AB tarafı, Beyaz Saray’dan kararın kapsamı ve uygulama takvimine ilişkin ayrıntılı bir açıklama talep etmiş durumda.

Siyasi Yankılar ve Parlamento Cephesi

Gelişmeler, Avrupa Parlamentosu içinde de tartışma yarattı. Bazı milletvekilleri, ABD’nin tarifeleri artırma eğiliminin sürmesi halinde ticaret anlaşmasının onay sürecinin yeniden gözden geçirilmesi veya ertelenmesi gerektiğini savunuyor. Eleştiriler, özellikle “hukuki öngörülebilirlik” ilkesinin zedelenmesi üzerinde yoğunlaşıyor.

Uzmanlara göre, transatlantik ticaret ilişkileri yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir boyut da taşıyor. AB ve ABD, küresel ticaret hacminin önemli bir bölümünü oluşturuyor ve karşılıklı mal-hizmet ticareti trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşıyor. Bu nedenle tarifelere ilişkin her düzenleme, piyasalarda zincirleme bir etki yaratma potansiyeline sahip.

Sektörler Üzerindeki Olası Etki

Otomotiv, havacılık, ilaç, kimya ve tarım ürünleri gibi yüksek ticaret hacmine sahip sektörler ilk etapta risk altında görülüyor. Özellikle karşılıklı ek vergilerin devreye girmesi halinde, üretim maliyetlerinde artış ve nihai fiyatlarda yukarı yönlü baskı söz konusu olabilir. Bu durum, hem şirket bilançolarını hem de tüketici fiyatlarını etkileyebilir.

Analistler, tarafların diplomatik kanalları açık tutmasının ve teknik düzeyde müzakerelere hız verilmesinin kritik olduğuna işaret ediyor. Aksi halde, hukuki bir kararın tetiklediği bu süreç, daha geniş çaplı bir ticaret gerilimine dönüşebilir.

Önümüzdeki günlerde Washington’dan gelecek açıklamalar ve Brüksel’in olası karşı adımları, transatlantik ekonomik ilişkilerin yönünü belirleyecek. Şimdilik görünen tablo, tarafların söylem düzeyinde sertleşse de masayı tamamen dağıtmaktan kaçındığı yönünde. Ancak piyasalardaki hassasiyet, belirsizliğin uzun sürmesi halinde daha görünür hale gelebilir.

Share.
Exit mobile version