Son dönemdeki siyasi ve küresel finansal piyasalarda gözlemlenen gelişmeler uluslararası portföy yatırımlarının yöneliminde belirgin bir değişim olduğuna işaret etmektedir. Bu kapsamda, özellikle pay senedi piyasalarına yönelen fon akımlarının yeniden Amerika Birleşik Devletleri merkezli varlıklarda yoğunlaştığı görülmektedir. Söz konusu eğilim, literatürde “Alternatif yok” anlamına geln ve yatırımcıların belirli bir varlık sınıfı dışında anlamlı bir alternatif görmemesi durumunu tanımlayan “There Is No Alternative (TINA)” olarak bilinen yaklaşımın yeniden güç kazandığını ortaya koymaktadır.
Anılan yön değişiminin temel belirleyicileri arasında küresel ölçekte jeopolitik risklerin görece azalması ve buna bağlı olarak risk iştahında meydana gelen artış yer almaktadır. Özellikle Orta Doğu’da yaşanan gerilimlerin sınırlı da olsa yatışması, enerji arzına ilişkin belirsizliklerin azalmasına katkı sağlamış; bu durum, yatırımcıların daha yüksek getirili ancak görece riskli varlıklara yönelmesini kolaylaştırmıştır.
Finansal veri akışları incelendiğinde, küresel hisse senedi fonlarına kısa bir zaman dilimi içerisinde kayda değer büyüklükte net giriş gerçekleştiği, bu girişlerin önemli bir kısmının ABD piyasalarına yöneldiği anlaşılmaktadır. Bu durum, yatırımcı tercihlerinde coğrafi bazda belirgin bir yeniden dengeleme sürecinin yaşandığını göstermektedir.
ABD piyasalarının söz konusu süreçte öne çıkmasının arkasında birden fazla yapısal unsur bulunmaktadır. Öncelikle, ABD ekonomisinin küresel emtia ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı görece daha dirençli bir görünüm arz etmesi, bu piyasaları yatırımcılar açısından daha öngörülebilir kılmaktadır. Bunun yanı sıra, başta teknoloji ve enerji sektörleri olmak üzere büyük ölçekli şirketlerin finansal performanslarının güçlü seyretmesi, pay senetlerine olan talebi desteklemektedir. Makroekonomik göstergeler bakımından da ABD’nin büyüme beklentilerinin diğer gelişmiş ekonomilere kıyasla daha yüksek seviyelerde olması, sermaye akımlarının bu ülkeye yönelmesinde etkili olmaktadır.
Bununla birlikte Avrupa başta olmak üzere bazı gelişmiş piyasalar ile gelişmekte olan ülke piyasalarında görece fon çıkışlarının yaşandığı gözlemlenmektedir. Daha önce alternatif yatırım destinasyonları olarak öne çıkan bu piyasaların, mevcut konjonktürde yatırımcı nezdinde cazibesini kısmen yitirdiği değerlendirilmektedir. Bu durum, literatürde “There Are Real Alternatives (TIARA)” yaklaşımı ile ifade edilen ve yatırımcıların ABD dışı varlıklara yöneldiği dönemin zayıfladığını göstermektedir.
Sonuç itibarıyla, küresel yatırımcı davranışlarında gözlemlenen bu dönüşüm, sermaye piyasalarında belirli varlık sınıflarında yoğunlaşma riskini de beraberinde getirebilecektir. Nitekim yatırım kararlarının sınırlı sayıda piyasa ve enstrüman etrafında kümelenmesi, olası piyasa düzeltmelerinde sistemik etkilerin daha belirgin şekilde hissedilmesine yol açabilecektir. Bu çerçevede, mevcut eğilimin sürdürülebilirliği ve piyasa dengeleri üzerindeki etkileri, önümüzdeki dönemde yakından izlenmesi gereken hususlar arasında yer almaktadır.


