AB genişleme süreci, sadece siyasi çerçevede değil, Avrupa ekonomisinin büyüme kapasitesi açısından da önemli bir kaldıraç olarak görülüyor. Brüksel’de yapılan değerlendirmelerde, geçmiş genişleme dalgalarının ihracatı artırdığı, tedarik zincirlerini güçlendirdiği ve ekonomik büyümeyi desteklediği vurgulanırken, aday ülkelerin Tek Pazar’a kademeli biçimde entegre edilmesinin şirketler için yeni ticaret ve yatırım alanları yaratabileceği ifade ediliyor. Ukrayna, Moldova ve Batı Balkanlar da yüksek eğitim düzeyi ve dijital becerileriyle bu sürecin öne çıkan merkezleri arasında gösteriliyor.
Bu çerçevede ortaya çıkan en önemli avantajlardan biri ölçek etkisi. Daha geniş bir AB pazarı, şirketlerin daha fazla müşteriye ulaşmasını, tedarik ağlarını çeşitlendirmesini ve daha geniş bir nitelikli iş gücü havuzuna erişmesini sağlayabilir. ABD ve Çin gibi büyük ekonomik aktörlerle rekabetin yoğunlaştığı bir dönemde, Avrupa şirketlerinin küresel ölçekte daha güçlü konumlanabilmesi için böyle bir genişleme, yalnızca yeni pazarlar değil aynı zamanda daha dayanıklı bir ekonomik yapı da sunabilir.
Bununla birlikte iş dünyasında tam bir iyimserlikten söz etmek zor. Paylaşılan araştırmalara göre aday ülkelerin AB ile daha sıkı bütünleşmesi, yatırım, ticaret ve düzenleyici uyum bakımından büyümeyi hızlandırabilecek olsa da şirketlerin önemli bir kısmı reformların bu ülkeleri gerçekten daha cazip bir yatırım ortamına dönüştürüp dönüştürmeyeceği konusunda temkinli davranıyor. Ankete katılan şirketlerin yalnızca yaklaşık %39’unun bu yönde net bir iyileşme beklemesi, potansiyelin yüksek olmasına rağmen güvenin henüz aynı ölçüde oluşmadığını gösteriyor.


