ABD ile İran arasında varılan ateşkes sonrasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik beklentiler artmış olsa da, uluslararası deniz taşımacılığı sektörü açısından hukuki ve operasyonel belirsizlikler devam etmektedir.
Küresel enerji taşımacılığının yaklaşık %20’sinin geçtiği bu stratejik su yolunda, ateşkes sonrası geçişlerin yeniden başlaması teorik olarak mümkün hale gelmiş olsa da, uygulamada devlet otoriteleri tarafından ileri sürülen tek taraflı koşullar ve güvenlik riskleri, serbest geçiş rejiminin fiilen tesis edilmesini engellemektedir. Bu kapsamda söz konusu su yolundaki gelişmelerin yalnızca enerji arz güvenliğiyle sınırlı kalmayıp; petrokimya, konteyner taşımacılığı, otomotiv, tarım ve sigortacılık gibi birbirine bağlı sektörlerde de zincirleme hukuki ve ticari etkiler doğurması kaçınılmaz görünmektedir.
Özellikle İran tarafından getirilen “önceden izin alma” ve geçişlerin askeri koordinasyona tabi tutulması yönündeki uygulamalar, uluslararası deniz hukukunun temel ilkelerinden biri olan transit geçiş serbestisi ile açık bir gerilim yaratmaktadır. Bu durum, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında değerlendirildiğinde, boğazlardan kesintisiz ve hızlı geçiş hakkının sınırlandırılması anlamına gelebilecektir.
Nitekim sektörde faaliyet gösteren büyük konteyner hatları ve armatörler, söz konusu hukuki belirsizlikler giderilmeden bölgeye dönüş konusunda temkinli davranmaktadır. Şirket temsilcileri, ticari operasyonların normale dönmesinin en az birkaç hafta sürebileceğini ve hâlihazırda yüzlerce geminin Basra Körfezi içinde mahsur kaldığını ifade etmektedir.
Diğer yandan, bazı devletler ve taşıyıcılar açısından kriz, alternatif güzergâhlar ve yeni sözleşmesel düzenlemeler bakımından fırsatlar da yaratmaktadır. Ancak bu fırsatlar, yüksek sigorta primleri, savaş riski klozları ve taşıma sözleşmelerinde “force majeure” (mücbir sebep) hükümlerinin uygulanması gibi hukuki sonuçlarla birlikte değerlendirilmektedir.
Ayrıca, boğazdan geçişin ücretlendirilmesine yönelik iddialar da uluslararası hukuk bakımından tartışmalıdır. Zira doğal boğazlarda geçişin serbest olması gerektiği yönündeki genel kabul, kıyı devletlerinin tek taraflı ücretlendirme uygulamalarını hukuka aykırı hale getirebilecektir.
Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin süreç, yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda uluslararası deniz taşımacılığı hukuku bakımından da kritik bir sınav niteliğindedir. Serbest geçiş ilkesinin fiilen uygulanabilirliği, kıyı devletlerinin yetki sınırları ve taşıyıcıların sözleşmesel yükümlülükleri önümüzdeki dönemde yoğun şekilde tartışılmaya devam edecektir.


