Ortadoğu’da İran merkezli gerilimin küresel enerji piyasalarında yarattığı dalgalanma, Avrupa’nın en büyük petrol ve doğalgaz şirketlerinin bilançolarına doğrudan yansıdı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyat riskleri nedeniyle petrol fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, Shell, BP ve TotalEnergies gibi enerji devlerinin yılın ilk çeyreğinde milyarlarca dolarlık ek gelir elde etmesine yol açtı. Bunun üzerine Avrupa’da, enerji şirketlerinin “olağanüstü kârlarının” yeniden vergilendirilmesi tartışmaları hız kazandı.
İngiliz enerji şirketi Shell plc ilk çeyrek kârını yüzde 24 artırırken, BP plc ve TotalEnergies de beklentilerin üzerinde sonuç açıkladı. TotalEnergies’in net kârı yalnızca ilk çeyrekte yüzde 51 artışla 5,8 milyar dolara ulaştı. Enerji piyasası analistleri, jeopolitik risklerin sürmesi halinde sektörün yıl boyunca yüksek kârlılık seviyesini koruyacağını öngörüyor.
Tartışmanın merkezinde ise “windfall tax” olarak adlandırılan beklenmedik kâr vergileri bulunuyor. İlk kez Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında uygulanan bu model, olağan piyasa koşullarının ötesinde, kriz veya savaş gibi dışsal gelişmeler sonucu oluşan aşırı kârların geçici ek vergilendirmeye tabi tutulmasını amaçlıyor.
Nitekim Almanya, İspanya, İtalya, Avusturya ve Portekiz’in Nisan ayında Avrupa Komisyonu’na sunduğu ortak çağrıda, İran krizi nedeniyle oluşan enerji şokundan faydalanan şirketlere AB çapında ek vergi uygulanması talep edildi. Söz konusu gelirlerin tüketici destek programlarında, enflasyonla mücadelede ve kamu maliyesindeki baskının azaltılmasında kullanılabileceği belirtiliyor.
Birleşik Krallık’ta ise Kuzey Denizi’nde faaliyet gösteren enerji şirketlerine yönelik 2022 tarihli “Energy Profits Levy” halen yürürlükte. Mevcut sistem uyarınca şirketler, sektörel vergilere ek olarak yüzde 38 oranında geçici ek vergi ödüyor. Son bilanço sonuçlarının ardından İngiltere Enerji Bakanı Ed Miliband’ın “aşırı kâr” eleştirisi yapması, verginin artırılabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi.
Fransa’da da benzer bir tartışma yaşanıyor. Sosyalist ve Yeşil milletvekilleri Nisan ayında enerji şirketlerine yönelik yeni bir olağanüstü kâr vergisi tasarısı sundu. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise enerji piyasalarındaki “spekülatif davranışlara” karşı Avrupa ölçeğinde ortak yanıt verilmesi gerektiğini açıkladı.
Hukuki açıdan bakıldığında, bu tür vergiler şirketlerin mülkiyet hakkı ve öngörülebilir vergi rejimi ilkeleri bakımından tartışma yaratmaktadır. Enerji şirketleri, savaş ve jeopolitik kriz kaynaklı fiyat artışlarının piyasa dinamiğinin bir sonucu olduğunu savunurken; Avrupa hükümetleri ise kamu yararı, tüketicinin korunması ve enerji arz güvenliği gerekçesiyle müdahaleyi meşru görüyor. Özellikle AB hukukunda “orantılılık” ilkesi çerçevesinde, geçici ve hedef odaklı vergilerin hukuken savunulabilir olduğu değerlendiriliyor.
Öte yandan kriz, Avrupa’nın enerji güvenliği tartışmasını da yeniden şekillendiriyor. Son yıllarda iklim hedefleri doğrultusunda petrol ve gaz yatırımlarını azaltan şirketler, artan fiyatlar nedeniyle fosil yakıt projelerine yeniden ağırlık vermeye başladı. TotalEnergies’in 2050 karbon nötr hedefi konusunda geri adım sinyali vermesi ve BP ile Shell’in bazı iklim taahhütlerini yumuşatması, enerji güvenliği ile yeşil dönüşüm arasındaki gerilimin giderek büyüdüğünü gösteriyor.
Avrupa’da tartışma artık yalnızca enerji fiyatlarıyla sınırlı değil. Asıl mesele, kriz dönemlerinde oluşan olağanüstü şirket kazançlarının ne ölçüde kamusal müdahaleye açık olduğu. Enerji şirketlerinin bilançoları büyürken, tüketici faturalarının aynı hızla yükselmesi, Brüksel’in önümüzdeki dönemde daha sert mali ve düzenleyici araçlara yönelme ihtimalini artırıyor.


